"I believe that if you set out on an adventure and you're absolutely convinced you are going to be successful, why bother starting?" - Sir Edmund Hillary

2 Eylül 2016 Cuma

2016 PTL Yarış Raporu

Ağustos ayının son haftası Türkiye'den birçok koşucu arkadaşımızla birlikte UTMB yarışları için Fransa'nın Chamonix kasabasındaydık. Faruk Kar ve Utkuer Yaşar ile birlikte Salomon Türkiye takımı olarak UTMB'nin PTL parkuruna katılan ilk Türk takımı olduk. PTL parkurunun genel özelliklerini önceki yazımda bulabileceğiniz için tekrar etmek istemiyorum. Yaklaşık 42 saat parkurda kaldıktan sonra Champex Lac istasyonunda zor bir karar alarak yarışa veda ettik.

Yaklaşık 100 km'de 9500 metre tırmanıp bir o kadar da indiğimiz yarışta önemli deneyimler edindik. Sonuç ne olursa olsun kendinizi dürüstçe sorgulamanın önemine inanan biri olarak bu yazıda neden ve sonuçları analiz etmeye çalışacağım. Bunların yarışı tamamlayamamanın bahanesi olmadığının altını çizmek isterim. Bazıları kendi kontrolümüzde bazıları ise kontrol dışında çeşitli faktörler gelişti ve bunlara çözüm üretemeyince aldığımız risk katlanarak arttı. Sonuç olarak işimiz yarım kaldı.


17 Ağustos 2016 Çarşamba

UTMB-PTL 2016'ya Doğru

2016 UTMB yarışları Pazartesi sabahı başlayacak ve 1 hafta boyunca çeşitli parkurlardaki yarışlar ile devam edecek. Türkiye'den de bu sene çok geniş ölçekli bir katılım bulunuyor. Aşağıda önce yarışlar hakkında genel bir bilgi, ardından benim de katılacağım PTL parkuru hakkında bilgi bulabilirsiniz.

22 Ağustos Pazartesi günü PTL parkuru ile start alacak olan yarış serisinde, 24 Ağustos Çarşamba günü TDS, 25 Ağustos’da OCC ve 26 Ağustos’da ise CCC ve UTMB parkurları için start verilecek. Yarışların özelliklerini kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

  • OCC (Orsieres – Champex – Chamonix) – 55km / +3300m
  • CCC (Courmayeur – Champex – Chamonix) – 101km / +6100m  
  • TDS  (Sur les Traces des Ducs de Savoie)  – 119km / +7250m 
  • UTMB (Ultra Trail du Mont Blanc) – 170km / +10,000m –
  • PTL (La Petite Trotte a Leon) – 295km / +26,500m (2 veya 3 kişilik takımlar)

28 Temmuz 2016 Perşembe

Erciyes Ultra Sky Trail Yarış Raporu

Erciyes Dağı 3917 metrelik zirvesi ile İç Anadolu Bölgesi'nin en yüksek dağı olma özelliğini taşıyor. Kayseri'nin 25 km güneybatısında bulunan dağ, sertleşmiş lav, tüf ve kül tabasından oluşan bir stratovolkan (dik yamaçlı, konik şekilli volkan) olarak sınıflandırılıyor. Bu bölgede düzenlenecek ilk ultramaraton organizasyonu olan Erciyes Ultra Sky Trail açıklandığından itibaren katılmayı düşündüğüm bir yarıştı. Hem Erciyes bölgesinde bir yarış koşmak istiyordum hem de Ağustos'da koşacağım UTMB-PTL öncesinde iyi bir hazırlık yarışı olacağını düşünmüştüm.

Yarışın organizasyonu Middle Earth Travel tarafından yapılıyor. Organizasyon ekibi ile daha önce başka bir vesileyle Kapadokya bölgesinde tanışma şansım olmuştu. Sağlam bir dağcılık ve trekking altyapıları olduğunu ve bu işe ciddiyetle yaklaştıklarını görmüştüm. Yıllardır bu bölgede trekking başta olmak üzere çeşitli turlar düzenledikleri için haliyle bölgeyi çok iyi biliyorlardı. Hatta organizasyon komitesinin başkanı Atıl Ulaş Cüce'nin Kayseri Yürüyüş Rotaları ve Keşif Rehberi isimli önemli bir kitabı da bulunuyor. Bölgeyi daha iyi tanımak isteyenler bu kitabı Kayseri İl Müdürlüğü'nden ücretsiz olarak alabilecekleri gibi, bu linkten de kitabın tamamını PDF olarak indirebilirler.

Bunlara ek olarak Atıl, ultramaratonlar hakkında tecrübe kazanmak için aralarında Kapadokya Ultra Trail, İznik Ultra ve Sapanca Ultra'nın da olduğu birçok yarışta gönüllü olarak görev aldı ve karşılaşabilecekleri sorunlar hakkında bilgi sahibi oldu. Ben bunun yarışın başarısında önemli bir etken olduğunu düşünüyorum.



23 Nisan 2016 Cumartesi

İznik Ultra 2016 Yarış Raporu

15 Nisan günü öğle saatlerinde Aytuğ'la beraber İznik'e yaklaşırken ertesi gün çevresini koşacağımız göle baktım ve önceki yılları düşündüm. 5. kez düzenlenen İznik Ultra'ya 5. kez katılmama saatler kalmıştı.

2012'teki 126 km'lik ilk yarıştan başlayarak öncesi, sonrası ve içinde yaşananlar ile her yarışın ayrı bir hikayesi vardı. Acaba bu sene neler yaşanacaktı? Bunun bilmek mümkün değildi çünkü ultramaratonların özelliği önceden tahmin edilmesi zor faktörler barındırması. Cevapları öğrenmek için 298 kilometrekarelik alana yayılan bu gölün etrafında bir kez daha dönmekten başka yol yoktu.

Fotoğraf: Salomon International Team Photographer Jordi Saragossa

11 Mart 2016 Cuma

Runatolia 2016 Yarış Raporu

Son hızlı maratonumu Runtalya 2013'de koşmuştum. Geri kalan zamanda çeşitli sebeplerden bir türlü fırsat olmadı. 2014 Antalya'dan bir ay önce ufak bir hamstring sakatlığım oldu ve yaz sonunda Spartathlon'a katılacağım için iyice geçmeden zorlamamayı seçtim. 2015 Antalya'dan birkaç ay önce ise kasık fıtığı operasyonu geçirmiştim ve koşma şansım yoktu. İstanbul Maratonu'na gelince... Hem 2014 hem de 2015'de Spartathlon'dan sadece 5-6 hafta sonra hızlı maraton koşmaya çalışmak akıl kârı değildi. Zaten o dönemler benim kendime dinlenme olarak ayırdığım zamanlardı.

Böylece bu yıla kadar geldik. Doğrusunu söylemek gerekirse son 1.5 ay kalana kadar aklımda Antalya'ya gitmek yoktu ama hikâyenin gerisi için biraz geriye gitmek gerek. 30 yıllık dostum Budak geçen seneye koşuya başladı. Aslında daha önce de haftada bir iki defa bantta 25-30 dk. koşuyordu ama ilk olarak geçen senenin başında onu dışarda koşmaya ikna edebildim. Böylece koşmaktan zevk almaya başladı, kademeli olarak mesafelerini uzattı ve Kasım ayında İstanbul Maratonu'nda 4:14 ile ilk maratonunu bitirdi. Hedefi sakatlanmadan tamamlamaktı ve bunda da başarılı oldu ama daha hızlı koşabileceğini biliyordum. Hem yeterince uzun koşu yapamamıştı hem de yarışın ikinci yarısında birçok kişinin ilk maratonunda yaşadığı zihinsel problemleri yaşamıştı.

Fotoğraf: Aydın Ön
Ocak ayının başında bana Antalya'ya gitmek istediğini söyleyince geri kalan zamanda onu 4 saatin altında koşturabilecek bir program hazırladık. Benim aklıma ilk gitme düşüncesi de işte bu vesile ile Ocak sonuna doğru girmeye başladı. Yaz sonunda UTMB-PTL (~290 km, +26,500 m) koşacağım için yılın büyük bölümü arazi antrenmanları ile geçecek ve Kasım'da İstanbul Maratonu'nda hızlı koşma şansım yine olmayacaktı. Bu açıdan bakınca Antalya'ya gidip koşmak tek şansım olarak görülüyordu.

Ocak sonuna doğru kendime de bazı kilit antrenmanların olduğu bir hızlandırılmış program hazırladım. İçinde 90 dakikanın altında bir YM ve birkaç kilit interval antrenmanının da olduğu bu dönem sonucunda işler yolunda giderse son anda kayıt olmayı değerlendirecektim. İşler planladığım gibi gitti ve yarıştan 11 gün önce kayıt yaptığımda soranlara da söylediğim gibi 3 saat altı temposu ile 30-35 km gidebileceğime inanıyordum. Maraton temposunda yeteri kadar uzun koşu yapamadığım için geri kalan mesafe için dayanıklılığıma ve zihinsel kondisyonuma güvenmem gerekiyordu.

Uçak biletlerini son anda aldığımız için kabul edilebilir fiyatlı tek uçak Cumartesi sabaha karşı 5:10'da kalkan uçaktı. Bu da gece 2'de kalkıp yola çıkmak anlamına geliyordu. Antalya'ya 6:30'da indikten sonra eşyaları kalacağımız pansiyona bırakıp dışarıda kahvaltı yaptık ve numara alımının başlangıç saati olan 10:00'da Terra City alışveriş merkezine gittik. Arkadaşlarla biraz sohbet ve hızlı bir öğlen yemeği sonrasında 1 saat kadar pansiyonda kestirme şansımız oldu.

Yarış sabahı kahvaltı dışında bir sürpriz olmadı. Bir önceki gün pansiyon sahibi normalde 8'de başlayan kahvaltının pansiyondaki koşucular için 7'de başlayacağını söylemişti ama yarış sabahı kahvaltı namına bir şey yoktu. Sorduğumuzda elimize birer torba tutuşturdu. İçinde bir sandviç arasına koyduğu birkaç parça salam ve meyve suyu vardı. Neyse ki yanımızda ufak bir çikolata ezmesi vardı ve hızlıca birkaç lokma atıştırıp başlangıç noktasında yerimizi aldık.

Yarışın başlamasına 10 dk kala yapılan bir anonsla Maraton ve Yarı Maraton başlangıç saatinin 15 dk ertelendiği bildirildi. Bunun sebebi için herhangi bir açıklama yapılmadı ama sanırım kimse güneşin altında ve ayakta beklemekten hoşlanmamıştır. Sonuçta yarış 17 dk rötarla tam 9:17'de başladı. İlk 10 km'yi Mert ve Güven ile birlikte hedeflediğimiz tempoda gittikten sonra 10.5 km noktasında Yarı Maratoncuların dönüş yaparak ayrılmasıyla parkur bir anda ıssızlaşınca Mert'le baş başa koşmaya başladık. Hatta bir ara Mert'e dönüp "Parkuru bilmiyor olsam doğru mu gidiyorum diye endişelenebilirdim" dedim.

Gerçekten de bazı bölümlerde önümüzde ve arkamızda kimseyi görmeden koşuyorduk. Antalya'da özellikle maraton mesafesinde hiçbir zaman çok büyük katılım olmamıştır ama bu yıl hem açıklanan tarihin sonradan değiştirilmesi hem de yabancı katılımcı sayısının çok az olması dolayısıyla maraton her zamankinden daha yalnız oldu.

İlk kilometrelerde Mert ve Güven ile birlikte. Fotoğraf: Barış Gider
Yarı Maraton dönüş noktasına kadar hedeflediğim tempoyla gelip 1:29:10'da dönüş yaptık. Dönüşten sonra önümüzde koşan 3-4 kişilik gruba yaklaşıp onların 20-30 metre kadar arkasında kendi tempomuzda devam ettik. Birçok kişinin aksine benim parkurdaki pek hoşlanmadığım noktalardan biri sahil bölümü. Manzara güzel olsa da parke taşı üzerinde hızlı koşmak hoş değil. Bu bölümü bitirdikten sonra 26. km'de parkurdaki en dişe dokunur yokuş başladı. Burada kendimi iyi hissedince öndeki grubu geçerek yalnız kaldım.

Hava giderek ısınıyordu ama sürekli istasyonlardan aldığım su ile kendimi serinlettiğim için önemli bir sorun teşkil etmedi. Son birkaç kilometreyi çıkartırsam geri kalan 15 km uzak ara en yalnız koştuğum maratondu. Yakalayıp geçtiğim koşucular dışında parkurda kimseyi göremedim. Sanırım bu anlarda ultramaraton tecrübesi önemli rol oynuyor çünkü kimseden bir şey beklememeyi ve kendinizle başbaşa koşmanız gerektiğini biliyorsunuz.

Yarışın sonuna 5 km kaldığında bir sakatlık olmadığı sürece istediğim sürede bitireceğimden artık şüphem yoktu. Sonuçta ikinci yarıyı 1:28:25'de koşarak toplamda 2:57:35 ile genel sıralamada 11. ve yaş grubunda 3. olarak tamamladım.

Bitirdikten sonra çantamı alıp üzerimi değiştirdikten sonra bir saat kadar bitiş noktasında gelen arkadaşları karşıladım. Budak da tam hesap ettiğimiz şekilde çok dengeli bir yarış koşarak 3:55'de bitirdi ve hedefine ulaştı.

Yarışın Strava kaydını burada bulabilirsiniz.
Son 200 metre. Fotoğraf Sevda Kündü
Son metreler. Fotoğraf: Aydın Ön

Budak Finişte
Organizasyondan akılda kalan artı ve eksiler benim görebildiğim kadarıyla şu şekilde oluştu: 
  • İstasyonların sayısı yeterli ve yerleri uygundu. Organizatör değişmesine rağmen geçen senelerdeki istasyon yerleri sanırım aynı tutulmuş. Bu da doğru bir seçim olmuş. Tam olarak sayıyı bilmemekle beraber bana Antalya'da her zaman İstanbul Maratonu'ndan daha sık istasyon varmış gibi geliyor. İstasyondaki gönüllüler de bence gayet başarılıydı. Dönüşte birkaç istasyon yolun karşı tarafında kalmasına rağmen ellerine su ve sünger alıp bizim geldiğimiz tarafa geçerek tuttular.
  • Verilen madalya gayet güzel. Her sene üstündeki tarihi değiştirip aynı madalyayı veren İstanbul Maratonu'ndan sonra Antalya madalyaları daha çarpıcı oluyor
  • Numara dağıtımına biz başlar başlamaz girdiğimiz için birkaç dakika içinde bitti ama daha geç gelenler için problem oldu mu bilmiyorum.
  • Çanta bırakma alanı ve düzeni gayet güzel işledi. Çantalar numara sırasına göre dizildiği için yarıştan sonra daha alana yaklaşırken görevlilerden biri elinde çantamla bana doğru geliyordu.
  • Yarışın 17 dk. geç başlaması en büyük olumsuzluktu. Herhangi bir açıklama yapılmadığı için sebebini bilmiyorum ama çok istisnai bir durum olmadıkça bu çaptaki bir yarışta olmaması gereken bir durumdu.
  • Kayıt olanlar için değişik renklerde tişörtler verildi ama kime hangi renk geleceği tamamen şansa bırakılmış. Madem değişik renklerde yapılıyor, koşulan mesafelere göre farklı renk yapılabilirdi. Ayrıca tişörtün üstünde yarışın hangi yıl yapıldığına dair hiçbir ibare bulunmuyordu. 
  • Katılım geçen senelere göre azdı. Sanırım bunun en önemli iki sebebi yarış tarihinin birkaç ay kala değiştirilmesi ve yabancı katılımcıların geçen senelerden daha az olmasıydı. 
  • Bitirdikten sonra finiş noktasında beklerken bitirenlerin ilk sorduğu soru suyun nerede olduğuydu ama su yoktu. 
NOT: Bu vesile ile yarışlarda gönüllü olarak fotoğraf çekenlere buradan teşekkür etmek istiyorum. İş sadece fotoğraf çekmekle kalmıyor. Bir de bunların ayrılması, sınıflandırılması ve yüklenmesi var. Bu işlerin ne kadar zaman alıcı olduğunu bilen biri olarak emekleri ve ayırdıkları zaman için hepsine ayrı ayrı teşekkürler.  



Fotoğraf: Budak

5 Ekim 2015 Pazartesi

Spartathlon 2015 Race Report

"There are no shortcuts to any place worth going."
You see, last year I ran Spartathlon for the first time and finished in 33:47. My first goal was to finish and then to go below under 34 hours, if possible. So, it seems like everything went according to plan, right? Actually, the numbers don't tell the whole story. As I mentioned in last year's race report, everything started to go south after 80K. The last 24 hours were a tremendous struggle. I was constantly on the ropes, taking punches and getting knocked down. All I could do was to get up again and again. In the end, I guess the race got tired of beating me and it just let me finish. 


Spartathlon 2015 Yarış Raporu

"There are no shortcuts to any place worth going.  
Gitmeye değer hiçbir yere kestirme yol yoktur."
Geçen sene Spartathlon'u 33 saat 47 dakikada bitirdim. Hedefim önce bitirmek, daha sonra 34 saat altında bitirmekti ve kâğıt üzerinde hedefleri tutturdum. Bu yönden bakınca her şey plana uygun gitmiş gözüküyor ama rakamlar gerçek hikayeyi tam olarak yansıtmıyor. Yarış raporunda da anlattığım gibi geçen yıl ilk 80K'dan sonra işler baş aşağı gitmeye başlamıştı ve neredeyse son 24 saat çok çeşitli problemler ile geçmişti. İplere yaslanmış bir boksör gibi devamlı yumruk yedim, defalarca yere düştüm. Tek yapabildiğim her defasında ayağa kalkıp devam etmekti ve ben de onu yaptım. Parkur bana dayak atmaktan yoruldu, ben yemekten yorulmadım da ancak o şekilde bitirmeme izin verdi.


23 Eylül 2015 Çarşamba

Spartathlon 2015'e Doğru

Bu yıl Spartathlon 33. kez düzenleniyor. Geçen sene olduğu gibi 25 Eylül sabahı saat 07:00'de Atina'da Acropolis önünden start alarak 246 km uzaklıktaki Sparta meydanındaki Kral Leonidas heykeline 36 saatlik limit içinde dokunarak yarışı tamamlamaya çalışacağım.

Bu yıl ilk kez yarışın 2 HD kamera ve mümkün olan yerlerde havadan çekim yapan drone ile internetten canlı yayınlanacağı açıklandı. Yayın Spartathlon resmi sitesinden Cuma sabahı 07:00'de başlayıp 36 saatlik zaman limiti sonu olan Cumartesi 19:00'a kadar devam edecek. Genelde bu tip internet yayınları çok sağlıklı olmaz, bu yıl ilk kez uygulanacağını düşününce ne kadar sağlıklı olacağı bilinmez ama Cuma ve Cumartesi günleri vakti ve ilgisi olanlar için denemeye değer. Gelecekte bu tip yayınların birçok yarışta yaygınlaşacağı kesin. Bunun dışında yarışın medya sponsoru advendure.com CoveritLive'ın yanısıra FB ve Twitter güncellemeleri ile yarışı takip edecek. Ayrıca resmi sitedeki LIVE DATA bölümünde çip kontrol noktası olan 7-8 noktada güncelleme olacak. (İlgilenenler için numaram 233).



22 Ağustos 2015 Cumartesi

Raidlight Aladağlar Sky Trail 2015 Yarış Raporu

"Senin en azından yarış raporunda anlatacak bir hikayen var, bakalım biz ne yazacağız?"

Önemli bölümü 3000m üzerinde irtifada koşulan, 3700 ve 3500m'lik iki zirveden geçen 46km ve +3000m kazanımlı Raidlight Aladağlar Sky Trail'den dönüş yolunda Yücel böyle demişti. Tabii hikayeden kastı yarışın 25.km'sinde geçirdiğim kaza idi.

Ona sonra geleceğiz...

20 Mayıs 2015 Çarşamba

2015 Tahtalı Run to Sky Yarış Raporu

Bazı yarışların başında kendinizi iyi, bazılarında kötü hissedersiniz. Eğer kötü hissediyorsanız bir noktadan sonra işlerin yoluna gireceği konusunda kendinizi kandırmaya çalışırsınız. Uzun bir yarışsa (10-15+ saat) bu çoğu zaman işe yarayabilir. İşler bir noktadan sonra az da olsa iyiye gider, ya da en azından sürekli kötüye gitmez. Ama ya Tahtalı Run to Sky gibi göreceli olarak kısa bir yarışsa? Bu durumda işleri tersine döndürmek için yeterli vakit olmayabilir. O zaman durumu kabullenip olabildiğince zevkini çıkararak başladığınız işi bitirmek gerekir.

Yarışın tamamen düz yolda geçen ve o tempoda rahat geçmesi gereken ilk 4.5 kilometresinde kendimi hiç iyi hissetmedim. Başka bir sorun var mıydı bilmiyorum ama bildiğim şey sıcak daha ilk dakikalardan itibaren kötü çarptı. Yanartaş'ın yaklaşık 1 km süren taş merdivenlerini çıkmaya başladığımda işlerin bir süre sonra düzeleceği konusunda kendimi kandırmaya çalışıyordum. Bu bölümü Mert'le beraber koştuk ve 10. km'ye kadar sanırım üç defa yolu kaybettik (detayı aşağıda). Bu biraz motivasyon kırsa da bahane değildi. Esas problem patikanın biraz dikleştiği yerlerde bacaklarımı döndürecek enerjiyi bulmakta zorlanmamdı. Dikleşen yerlerde Mert'e yol verip yavaşlayarak nabzımı düşürmeye çalıştım ama sanırım pek de bir işe yaramadı.