"I believe that if you set out on an adventure and you're absolutely convinced you are going to be successful, why bother starting?" - Sir Edmund Hillary

21 Mart 2014 Cuma

Spartathlon



Maratonun hikayesini koşan veya spora ilgi duyan hemen herkes bilir. Kısaca hafızaları tazelemek gerekirse:

Milattan önce 490 yılında Persler Anadolu’nun, Güneydoğu Avrupa’nın ve Güneydoğu Asya’nın büyük bölümünde hakimiyet sürmektedirler. İki sene önce Ege kıyılarında yaşayan Yunanlıların, tarihte İyon Ayaklanması olarak bilinen başkaldırısını Persler bastırmıştır. Bu ayaklanmaya Atina başta olmak üzere Yunan şehirlerinin destek verdiğini öğrenen Pers Kralı 1. Darius, Yunanistan’a bir ordu gönderir ve Kuzey Yunanistan’daki şehirlerin hemen hepsine boyun eğdirir ancak güneydeki Atina ve Sparta şehirleri başkadırıya devam edince savaş kaçınılmaz hale gelir

Böylece Pers ordusu Atina’nın yaklaşık 40km kuzeyindeki Marathon ovasında konuşlanır. Atina'dan yola çıkan bir ordu da bu bölgeye hareket eder. Burada iki ordu da günlerce birbirlerinin saldırmasını beklerler. Sayı olarak çok daha az olan Atina ordusu Sparta’dan gelecek desteği beklemektedir. Fakat Atina ordusunun 10 generalinden biri olan Miltiades diğer generalleri saldırmaya ikna eder. Yunan ordusu falanks formasyonunu kullanarak başarılı bir muharebe planı uygular ve Persleri bozguna uğratarak geri çekilmeye zorlarlar. Geri çekilen Persler son bir hamle yaparak Yunan ordusu dönmeden önce Atina’ya saldırmayı düşünürler ama Yunanlılar Atina’ya zamanında dönmeye başarır.

Marathon bölgesindeki Pheidippides heykeli.
Efsaneye göre Yunanlıların en iyi atleti olan Pheidippides, Yunan ordusundan önce Atina’ya koşmakla görevlendirilir. Atinaya ulaştığında "Niki!" ("Zafer!") demeyi başarır ancak hemen ardından yorgunluktan hayatını kaybeder.

Aslında tarihi belgelerde Pheidippides’in koşusu çok başka şekilde anlatılır fakat hikayenin bu şekilde bilinmesi 1896’daki ilk Olimpiyat oyunlarına dayanır.. Bu olimpiyat oyunları için organizatörler Yunan tarihini öne çıkaracak bir yarış planlarlar. Fransız dilbilimci Michel Breal’ın önerisi ile Marathon şehrinden Atina’ya kadar koşulacak bir yarış düzenlenir. 

İlk maraton yarışını Yunanlı atlet Spiridon Louis kazanır ve yarışın çektiği ilgi sonucu bundan sonraki olimpiyatlarda da yer almasına karar verilir. Koşulan bu ilk maratonun uzunluğu 39.9km (24.8mil) olarak kayıtlara geçer. 1908 yılındaki Londra Olimpiyatlarında ise bugünkü resmi uzunluğu olan 42,195m olarak son halini alır. Bu mesafe Windsor kalesinden Londra Olimpiyat Stadyumuna olan uzaklıktır. 

Pheidippides’in gerçek koşusu

Pheidippides’in koşusuna gelince… Marathon'dan Atina'ya koştuğu iddiası ilk kez Milattan Sonra 2. yüzyılda Yunanlı Yazar Lucian'ın bir eserinde ortaya atılır. Fakat Lucian bir tarihçi değildir ve parodileri ile ünlüdür. Yazdıklarında da hiçbir tarihi karakter bulunmaz.

Bu olay hakkında eldeki tek net tarihi belge Milattan önce 5. yüzyılda yaşayan ve “tarihin babası” olarak bilinen Herodot’un Maraton Savaşı üzerine yazdığı eserlerdir. Savaşı çok detaylı şekilde anlatan Herodot bu belgelerde özetle şunu belirtir: Atina ordusu kendisinden daha güçlü olan Perslere karşı Spartalılardan yardım talep eder. Bu amaçla en iyi koşucuları olan Pheidippides’i Atina’dan yaklaşık 250km uzaklıktaki Sparta şehrine gönderirler. Pheidippides yola çıkar ve ertesi gün Sparta’ya ulaşır.

Sparta ordusu yardım etmeyi kabul eder fakat o sırada dini festivalleri yapıldığından ancak 9 gün sonraki dolunayda yola çıkabileceklerini söylerler. Pheidippides tekrar Atina’ya döner ve bu bilgiyi Yunan ordusunun generallerine iletir. Yunanlılar ise bu kadar bekleyemeyeceklerine karar verip Perslere saldırmaya karar verirler.

Atina'dan Sparta'ya...
1982 yılına geldiğimizde, tarihe ilgi duyan ve Herodot'un eserlerini okuyan uzun mesafe koşucusu John Foden bir insanın gerçekten bu kadar kısa sürede bu mesafeyi koşup koşamayacağını merak eder. Bunu öğrenmenin tek yolunun denemek olduğuna karar verir. Yunanlı tarihçilere danışarak Atina’dan Sparta’ya Milattan önce 490 yılında koşmak için en olası rotayı belirler.

Böylece kendisi gibi ordu mensubu olan koşucularla birlikte bir deneme koşusu yaparlar. Foden'le birlikte iki arkadaşı daha Sparta’ya 40 saatin altında ulaşmayı başarırlar. Böylece 1983 yılından itibaren Spartathlon adı altında 246km’lik ve sadece 36 saat zaman limiti olan bir yarış düzenlenmeye başlanır. 

Bu konu nereden çıktı?
 
Tahmin edeceğiniz gibi bu yazıyı yazmanın bir sebebi var. Moda deyimle zamanlama manidar.

İyi hatırlıyorum. 2010’un ilk aylarıydı. İki maraton koştuktan sonra çeşitli ultra maraton kitapları okumaya başlamıştım. Sanki 30 yıl önceden bahsediyormuşum gibi olacak ama o zamana kadar Türkiye’de hiç ultra maraton düzenlenmemişti. Ben de dünyadaki çeşitli ultraları araştırırken 50 mil, 100K, 100 mil gibi mesafelerdeki yarışların ve etaplı ultra maratonların varlığını öğreniyordum. Spartathlon’un ismini de ilk kez bu dönemde duydum. 
Diğer mesafeleri zor da olsa beynim biraz algılamaya başlamıştı ama açıkçası bir insanın bir kerede 250km koşabileceği düşüncesi son derece saçma ve mantıksızdı. Bunun gerçek bir yarış olamayacağını düşünerek detayına bile bakmadım. 

Aradan zaman geçti, 2011 başından itibaren bir ultra koşmayı kafama koymuş ve özellikle de dünyadaki 100 mil yarışları ile ilgili çok sayıda yazı ve kitap okur olmuştum. Nerede bir ultra maratonun zorluğundan bahsedilse orada uç örneklerden biri olarak Spartathlon referans gösteriliyordu. En zor denilen yarışları koşmuş olanlar Spartathlon’dan bahsederken tabiri caizse önlerini ilikliyorlardı. Bunları görünce bunun sadece birkaç çılgın tarafından koşulan bir yarış olmadığını anlayıp tarihinden gelişimine kadar incelemeye başladım. İşte ilk kez o zaman neden Spartathlon’un bu kadar saygı uyandıran bir yarış olduğunu öğrenmeye başladım. 

Gelelim 2013’ün son aylarına... Ağustos sonundaki UTMB’den birkaç ay sonra bir sonraki yılın planlarını düşünmeye başlamıştım. Çeşitli alternatifleri gözden geçirdim ama hiçbirisi yeterince cezbedici gelmedi. Tamamen motive olabileceğim bir yarış bulamayınca olayları akışına bıraktım. Ocak başında Spartathlon başvurularının başlayacağı aklıma geldi ama bu yarışa katılmak, istemekle ya da başvurmakla olacak bir şey değildi.
Evet, Spartathlon’da koşmak için kabul edilmek başlı başına bir iş. (İnsanın 250km koşmak için bu kadar uğraşması biraz absürd değil mi?) Başvurular arasından detaylı bir inceleme ile her sene sadece 300 civarı koşucu kabul ediliyor. Sadece Almanya, Yunanistan ve Japonya'dan o kadar büyük bir talep var ki bu üç ülke için özel bir kota var. Puan yok, kura yok, yardımseverlik (charity) kontenjanı tarzı parası neyse verip koşayım olayı yok. 

Bunların yerine zorlu kriterler var. Kriterlerin zorluğu şu: Bu tür kriterler isteyen diğer bütün yarışlarda, bir başka yarışı zaman limiti dahilinde bitirmiş olmak yeterli kriter olarak görülür. Spartathlon’un diğerlerinden farkı istenen mesafelerdeki yarışları belli sürelerin altında bitirmiş olmak. 
2014 için en az bir tanesinin gerçekleşmesi gereken kriterler şu şekilde idi:

a) Önceki bir Spartathlon yarışını 36 saatte bitirmiş olmak.
b) Önceki bir Spartathlon yarışında 172.km’deki Nestani control noktasına 24.5 saat içinde ulaşmış olmak.
c) Bir 24 saat yarışında en az 180km koşmuş olmak.
d) Bir 48 saat yarışında en az 280km koşmuş olmak.
e) 200km uzunluğundaki bir yarışı 37 saat içinde tamamlamış olmak.
f) Bir 100km yarışını 10.5 saat içinde tamamlamış olmak.
g) OLYMPIAN yarışını (Anc. Nemea-Olympia) 28 saat içinde tamamlamış olmak .
h) EFHIDAS yarışını 11 saat içinde tamamlamış olmak.
Bu kriterler pistte veya düz yolda yapılan yarışlar için veriliyor. 

Türkiye’de hâlâ bu tür bir yarış olmadığı için birçok kişi gibi benim de kafamdaki soru şuydu: Pistte bir 24 saat yarışına katılmadım ama yükseklik kazanımı fazla olan dağlık bir yarışta bu süreler içinde buna yakın mesafeler koştum, acaba bu göz önüne alınıp değerlendirilir mi? 

Bu sorunun resmi bir cevabı yok. Daha önce yarışa katılanların söylediklerine göre öğrenmenin tek yolu var. Bitirdiğiniz yarışların resmi sonuçlarını göndermek. Tüm bunlar incelendikten sonra kabul edilip edilmeyeceğinizi beklemek.

Ben de buradan hareketle eğer yükseklik değişimi ve arazi şartları gözönüne alınırsa bitirdiğim bazı yarışların C, E ve F maddeleri için uygun görülebileceğini düşündüm ve bu yarışların sonuçları ile başvurmaya karar verdim. 

c) Bir 24 saat yarışında en az 180km koşmuş olmak.
23 saatte bitirdiğim Ultima Frontera (160km, +4000m)

e) 200km uzunluğundaki bir yarışı 37 saat içinde tamamlamış olmak.
38 saatlik UTMB (170K, +10000m)

f) Bir 100km yarışını 10.5 saat içinde tamamlamış olmak.
İznik 2013’te o ana kadar +2000m tırmanış olan 95K istasyonunu 10 saatte geçtiğim ara zaman sonuçları.

(f maddesi için 11 saatlik Lavaredo'yu (85K, +3500m) da dikkate alabileceklerini düşündüm). 

Doğrusunu söylemek gerekirse çok umutlu değildim ama kaybedecek bir şeyim yoktu. Şubat başında 3 hafta kadar koşuya ara verdiren bir hamstring sakatlığı da yaşayınca başvuruyu tamamen unuttum. Tam aklımdan çıkmıştı ki Şubat sonuna doğru bir e-mail geldi ve yarışa katılma hakkını elde ettiğimi öğrendim. 
İlk işim gelen email adresinin ve IP numarasının doğruluğunu kontrol etmek oldu! Evet, şaka değildi.Yıllardır katılma hakkı elde etmeyi bile çok zor gördüğüm bu yarışa kabul edilmiştim. Bundan sonraki aşama için biraz düşünmem gerekiyordu. Geri kalan 6-7 ay boyunca yapmam gerekenleri, özel hayatımı, buna fiziksel ve mental olarak hazır olup olmadığımı ve antrenman programını düşünmek. 

Sakatlık hiç kimse için iyi bir şey değil ama faydalı tarafları da var. Hayatta neyin önemli olduğunu tekrar hatırlatmak için bizi düşünmeye zorluyor. Hiçbir şeyin garantisi olmadığını ve eline bir şans geldiği zaman onu değerlendirmek gerektiğini, gerçekten yapmak istediğimiz şeyler için fırsat bulunca fedâkârlık etmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Bunun hayatımda yapacağım en zor şey olacağının farkında olduğum gibi bir daha bu şansın gelmeyebileceğini biliyordum. Sonuçta karar vermek çok zor olmadı. Kendimle başbaşa birkaç koşu yaptıktan sonra iş netleşti. Bitirmek bir kenara, yıllardır “acaba günün birinde katılma hakkı kazanabilir miyim?” diye düşündüğüm tek bir yarış varsa o da Spartathlon'du ve sonuç ne olursa bu şansı geri tepemeyeceğimi biliyordum.  


Spartathlon neden zor?
Dünyada çeşitli yarışlar kendisinin en zor olduğunu iddia eder. Kimisi sıcaktır, kimisi soğuk, kiminde yükseklik değişimi en fazladır, kimisi uzundur vs.  Hangisi daha zor demek bir yerden sonra bence anlamsız ve kısır bir tartışma. Bunların hemen hepsinde zaman limitleri geniştir. Bu iş için ortalama bir fiziksel kapasitede olduktan sonra bir şekilde hareket etmeye devam edebildiğiniz sürece bitirip bitirmeme şansınız bunu ne kadar istediğinize göre değişir.   

Spartathlon’u diğer yarışlardan ayıran en büyük fark işte burada. Evet 246km neresinden bakarsanız bakın uzun bir mesafe, Eylül ayında rotadaki ortalama sıcaklıklar 30 dereceye yaklaşabiliyor, asfaltta bu kadar mesafe yapmanın bacaklarda yapacağı tahribat büyük, yarışın 160.km’de deniz seviyesinden 1100m’ye çıkılan bir dağ tırmanışı var vs. vs. Hepsi tamam ama bunlar aslında hep yan faktörler. Bu yarışı diğerlerinden ayıran esas zorluk son derece acımasız zaman limitleri olması ve yarışın sadece 36 saat içinde tamamlanma zorunluluğu. 

Yarış Sparta şehir merkezindeki Kral Leonidas heykelinde katılan ülkelerin bayrakları altında sona eriyor.

Diğer birçok ultrada bir sorun yaşayıp yavaşlasanız bile birkaç saat sonra toparlanıp yine de limit içinde tamamlayacak zamanınız olur. Spartathlon’da hata payına yer yok,  problemleri çok çabuk çözmek ve sürekli yol almak gerekiyor. Bir yarışın zorluk derecesini değerlendirmek için bence iki faktöre bakılabilir:
1-    Yarışa kabul edilme kriterleri (ne kadar zorsa o kadar tecrübeli kişiler katılıyor demektir).
2-   Yarışı bitirme oranı. 
Spartathlon geniş katılımlı ultralar arasında en zor kriterlere sahip yarış. Kendi çapımda bir tecrübem olsa da bu yarışa katılanların çoğunluğu ile kıyaslanamaz bile. Bu katılımcı profiline rağmen Sparta’ya 36 saat içinde ulaşıp Kral Leonidas heykelinin ayağını öpme şerefine ulaşanların oranı her sene 20% ile 50% arasında değişiyor. Kabaca katılan her üç kişiden biri yarışı tamamlayabiliyor. 

30-40 kişi katılımlı ekstrem yarışları bir kenara koyduğumuzda, bu geniş katılımlı ultralar arasında benim karşılaştığım en düşük bitirme oranı. Bunun en büyük sebebi de hata affetmeyen zaman limitleri.

Yıllara göre katılım ve bitirme oranları
Yukarıdaki cümleler belki “olası bir başarısızlığa kılıf aranıyor” gibi bir intiba yaratabilir. Umarım böyle algılanmaz çünkü bu özellikle hoşuma gitmeyen ve yapmaktan kaçındığım bir durum. Bunların hemen hepsi veriye dayalı tespitler ve yoruma açık fazla bir şey yazmamaya özen gösterdim. Ultra maraton dünyasını yakından takip eden herhangi biri de benzer şeyler söyleyecektir. 

Açıkçası dünyadaki yarışları yakından takip eden birisi olarak 3-4 yıl önceye göre çok daha fazla şey biliyorum. Ama adını duyduğumda midemde kelebekler uçuşturup uykumu kaçıracak yarışların en başında hâlâ Spartathlon geliyor. O zamanlar mesafe çılgınca geliyordu ama zaman limitinin zorluğunu kavrayamamıştım. Şimdi bu kadar tecrübeli koşucular arasından neden bu kadar az kişinin tamamlayabildiğini daha iyi anlayabiliyorum.
  
Öte yandan bunları hiçbir şekilde bahane olarak kullanmam. O formu gönderirken olası sonuçlarını biliyordum ve her türlü sonuca hazırlıklıyım. Zaten hepimiz aynı değil miyiz? Bazen daha hızlı, bazen daha uzun koşmak için kendimize karşı meydan okuyoruz. Bazen başarıyoruz, bazen "bir dahakine olur" diyoruz. Kendimize meydan okuyup sonuç ne olursa olsun her seferinde kendimiz hakkında bilmediğimiz bir şeyler öğreniyoruz. Bu da benim kendime meydan okuyuşum. Şimdiye dek yaptıklarımın en büyüğü.


En büyük umudum özel hayatımda büyük bir problem yaşamamak ve ciddi bir sakatlık geçirmeden hazırlanabilmek. Bu yarış bundan önce yaptığım hiçbir şeye benzemeyecek, bu açık ve net ortada. 6 ay sonra hayatımın en iyi fiziksel ve zihinsel durumunda olmak zorundayım. 

Yarışın sonucundan çok elimden geleni yapmamak beni hayal kırıklığına uğratır. Ama 26 Eylül sabahı saat 07:00’de Acropolis’te sağlıklı ve hazır şekilde bulunduğum takdirde hiçbir bahanem olmayacak çünkü elimden geleni yapacağımı biliyorum. 

17 Şubat 2014 Pazartesi

Salomon S-Lab Sense Ultra İncelemesi


Salomon bundan birkaç yıl önce Kilian Jornet için özel olarak tasarlanan S-Lab Sense modelini üretmişti. Bu ayakkabı ayağa oturan tasarımı ve hafifliği ile minimalist ayakkabı kullananlar arasında çok popüler oldu. Kullananların iki önemli eleştirisi vardı: İlki ayakkabının yeterince dayanıklı olmaması, ikincisi ise uzun mesafeler için yeterince koruma sağlamamasıydı.

Bu eleştirileri dikkate alan tasarımcılar ayakkabıda bazı modifikasyonlar yaparak S-Lab Sense Ultra modelini ürettiler. Böylece ayakkabının ağırlığı Sense’e gore biraz arttı fakat daha dayanıklı, daha uzun mesafelerde kullanılabilen ve taban yapısındaki değişiklikler ile daha iyi yol tutuş sağlayan hafif ve hızlı bir yarış ayakkabısı ortaya çıktı.

S-Lab Sense Ultra
 

23 Aralık 2013 Pazartesi

İki Deniz Arası Keşif Koşusu

14 Aralık 2013 günü Karadeniz kıyısındaki Linyit ocaklarından başlayıp Marmara kıyısındaki Menekşe Plajı'nda biten yaklaşık 63km'lik bir koşu gerçekleştirdik. Berk Tüfekçi, Caner Odabaşoğlu ve Mark Minasyan'la birlikte rotayı koşan 4 kişilik ekibin parçası idim. Rotayı baştan sona motorla kateden And Tüfekçi de en az bizim kadar yorucu ve kritik bir görev üstlenerek bizlere destek oldu.

Bu koşu projesini daha ilk duyduğumda oldukça ilgimi çekmiş ve heyecanlandırmıştı. Karadeniz kıyısından Marmara'ya ulaşan bir rota olmasının yanısıra yaşadığımız bu dev metropolün pek de fazla bilmediğimiz ve görmediğimiz yönlerine şahit olmayı vaat ediyordu.


Kuzeyden güneye İki Deniz Arası rotası.

12 Aralık 2013 Perşembe

Salomon Advanced Skin S-Lab Belt İncelemesi

Koşularınızın süresi uzamaya başladıysa ve özellikle de arazide koşmayı seviyorsanız yanınızda bulunması gereken malzemeler için bir taşıma sistemi gerekmeye başlayacaktır. Bunun için kimi koşucular sırt çantasını, kimileri ise bel kemerini/çantasını tercih eder.

Bir süredir kullandığım Salomon Advanced Skin S-Lab Belt'in bel kemeri kullanmayı sevenler için çok iyi bir seçim olabileceğini, sırt çantası kullananların bir kısmının da fikrini değiştirebileceğini düşünüyorum.

Salomon Advanced Skin S-lab Belt

25 Kasım 2013 Pazartesi

2013 İstanbul Maratonu İstatistikleri

Yeni adıyla Vodafone İstanbul Maratonu 17 Kasım 2013'de koşuldu. Maraton hakkındaki genel izlenimlerimi, olumlu ve olumsuz bulduğum yönleri Koşu Gazetesi'nde Ilgaz ile birlikte yaptığımız bu değerlendirmede bulabilirsiniz. Bu yazıda bu konulara tekrar değinmeyeceğim.

Bu yazının amacı ise sonuçları ve rakamları değerlendirmek. Ancak bunu yaparken neyin doğru neyin yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak değil. Tersine aynı geçen yıl olduğu gibi  merak edilebilecek ve faydalı olabilecek konularda biraz beyin fırtınası oluşturmaya çalışmak. Ayrıca şöyle bir baktım da bloga yeni bir giriş yapmayalı neredeyse 2.5 ay olmuş, bu vesileyle belki bu durağanlığı da üzerimden atabilirim!

Yazıdaki tüm değerlerin maraton resmi sitesindeki sonuç listeleri baz alınarak hazırlandığını ve aşağıda bahsi geçen tüm rakamların SADECE MARATON mesafesi için geçerli olduğunu hatırlatarak konuya girelim.




9 Eylül 2013 Pazartesi

UTMB 2013 Yarış Raporu

"The first and greatest victory is to conquer yourself" - Plato

30 Ağustos 2013 günü Fransa'nın Chamonix kasabasından başlayıp Mont Blanc dağının etrafında saat yönünün tersine tam bir tur atan, bunu yaparken de İtalya ve İsviçre'den geçen Ultra Trail du Mont Blanc yarışını koştum.

Yarışın hikayesine nereden başlayacağıma çok emin değilim, o yüzden sanırım en iyisi genel bilgiler ile başlayıp kronolojik sırayla gitmek.

Kısaca UTMB olarak bilinse de her türlü outdoor sporunun yapıldığı bu Fransız kasabasında aynı hafta içinde sona eren birden fazla yarış var. Bu yarışları  kısaca tekrar özetlemek gerekirse:
  • CCC (Courmayeur – Champex – Chamonix) – 101km / +6100m – 26.5 saat limit – Cuma 09:00
  • TDS  (Sur les Traces des Ducs de Savoie)  – 119km / +7250m – 33 saat limit – Çarşamba 07:00
  • UTMB (Ultra Trail du Mont Blanc) – 168km / +9600m - 46 saat limit – Cuma 16:30
Bir de bunlara ek olarak sıralama tutulmayan ve takımlar halinde koşulan 300km/+24,000m'lik PTL var ki, o biraz farklı bir sınıfta. 

Bu yarışlara katılmak için UTMB'ye puan veren dünyadaki diğer ultra maratonları bitirip belirli puanlar kazanıyor ve başvuruda bulunuyorsunuz. 2013 itibari ile CCC ve TDS için 2 puan, UTMB için 7 puan toplamış olmak gerekiyordu. Ancak tek başına bu da yeterli değil, biraz da şanslı olmak gerek çünkü özellikle CCC ve UTMB parkurları için başvuru sayısı katılımcı limitinden çok daha fazla oluyor ve bir kura çekiliyor. Eğer puanınız yetiyorsa ve kurada da çıkarsanız yarışı koşmaya hak kazanıyorsunuz. 



Bu yılki yarıştan sonra açıklanan resmi rakamlara göre sadece UTMB parkurunda 223'ü kadın olmak üzere toplam 2469 kişi start almış. Bunların 1686 tanesi yarışı tamamlamış. (bitirme oranı 68.3). Kadınların oranının sadece 9% olması çok dikkat çekici. CCC ve TDS’de kadın oranı yine 10-14% aralığında. 

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Süreklilik


Birkaç hafta önce koşmaya yeni başlayan bir arkadaşımla sahbet ediyordum. Doğal olarak o da koşmaya yeni başlayan birçok kişi gibi kendini geliştirmek, daha hızlı, daha uzun ve daha rahat koşmak istiyordu. Bunu da mümkün olabildiğince çabuk yapmak istiyordu. Hangi antrenman programını kullanmalı, ne yemeli, ne içmeli, kısacası neyi nasıl yapmalıydı? Bana göre ona tavsiye edebileceğim en önemli şey ne idi? 

İnsan doğası  gereği çalıştığımız işten yaptığımız spora ve günlük hayatta karşılaştığımız sorunlara karşı her zaman “sihirli bir iksir” bulmaya çalışıyoruz. Bir haftada 5 kilo verdiren diyetler, günde 2 dakika ayırarak çelik gibi karın kaslarına sahip olabileceğiniz programlar gibi safsataların bu kadar popüler olmasının nedeni başka bir şey olamaz. 

 

18 Temmuz 2013 Perşembe

DASK ADAM 2013 Yarış Raporu

Bir maraton koşmadan önce öncekini unutmuş olman gerekir”. Uzun mesafe koşmaya başladıktan sonra ilk duyduğum sözlerden biri buydu. Ne var ki bunu uygulamak her zaman mümkün değil. 4 Temmuz Perşembe günü DASK ADAM (Anadolu Dağ Aşma Maratonu) organizasyonuna katılmak için Bolu’ya doğru giderken henüz birkaç gün önce koştuğumuz Lavaredo Ultra Trail henüz çok tazeydi ve gözümü kapattığımda Tre Cime’yi görmeye devam ediyordum.

Yarış hakkında daha fazla bilgiyi geçen seneki raporumda bulabilirsiniz ama bu organiasyona aşina olmayanlar için kısaca özetlemek gerekirse, iki kişilik takımlar halinde katıldığınız bu yarışmada 2 gün boyunca çadırdan mata, uyku tulumundan ilk yardım setine, tüm yiyecek ve giyecek malzemenize kadar her şeyi sırtınızda taşıyor ve size verilen harita üzerindeki kontrol noktalarına kendi belirleyeceğiniz rotadan giderek en hızlı şekilde ulaşmaya çalışıyorsunuz. İlk gün sonunda ara kampa ulaşıyor, burada taşıdğınız çadırı kurup geceyi geçirdikten sonra ertesi sabah verilen yeni harita ile tekrar yola çıkıyorsunuz. Kontrol noktalarında su da dahil olmak üzere herhangi bir yiyecek içecek takviyesi bulunmuyor. Sadece ilk gün sonunda geceyi geçireceğiniz ara kampta organizasyon tarafından yakılan ateş ve ibriklerden doldurabileceğiniz sıcak sudan faydalanabilirsiniz. Farklı zamanlarda başlayan takımlar arazide kendi belirledikleri yollardan gittikleri için çoğu zaman saatlerce takım arkadaşınızdan başka kimseyi görmeden yol alıyorsunuz.  


14.sü duzenlenen organizasyonda uzunluk ve zorluk derecelerine göre kısa, orta, uzun ve ultra adı altında dört farklı kategori bulunuyor.  Bu sene tüm kategorilerde 71 takım ve 142 sporcu bulunuyordu. Biz de geçen sene olduğu gibi Caner Odabaşoğlu ile iki günlük uzunluğu yaklaşık 90km ve +4000m tırmanış olarak öngörülen ultra parkura katılmaya karar vermiştik. Aslında bu sıkışık takvime geçen seneden biraz hazırlıklıydık çünkü geçen yıl da benzer şekilde Run Fire Cappadocia’dan döndükten 4 gün sonra DASK ADAM 2012 Ultra Parkur için yola çıkmıştık.   

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Lavaredo Ultra Trail Yarış Raporu

28 Haziran Cuma akşamüsü 18:00 sularında birlikte kaldığımız Caner Odabaşoğlu yarışın 85Km’ye indiği ve ertesi sabah 8’e ertelendiği haberini verdiğinde Cortina’daki otel odamızda gece 23:00’de başlayacağı açıklanan 118Km’lik Lavaredo Ultra Trail için son hazırlıkları yapmaktaydım.  

Aslında son birkaç gündür orjinal rotanın geçtiği bazı yüksek bölgelerde yoğun kar yağışı olduğu yönünde haberler geliyor ve organizatörler sosyal medyada belli bölgelerde 30cm yüksekliğinde kar olduğunu gösteren fotoğraflar yayınlıyorlardı. Ama geçen sene yarışı koşanlardan aldığım bilgiler ve yarış hakkında okuduğum yazıların hepsi geçen yılki yarışın gün içinde 35 dereceye varan sıcaklıklarda koşulduğunu anlattığı için ciddi bir durumun yaşanacağını açıkçası hiç beklemiyordum. Hatta yarış öncesindeki bu yazımda geçen sene yarışı koşanların verdiği bilgiye dayanarak hava sıcaklığının sorun olabileceğini belirtmiştim! 


21 Haziran 2013 Cuma

Lavaredo Ultra Trail'e doğru



20 Ocak 2013’te UTMB başvurularının çekiliş sonuçları açıklandı ve Ağustos ayının sonunda Mont Blanc’ın çevresinde 170km koşmak için hak kazandım. O andan itibaren önümdeki 8 aylık periyottaki hazırlığı ve  koşacağım yarışları planlamak gerekiyordu. 

Önce yıl içinde kesin olarak koşmak istediğim yarışları düşündüm. 2012 Kasım’ındaki Avrasya Maratonu’nda en iyi zamanımı koşmama rağmen son 10km’de yavaşlayarak hedeflediğim sürenin birkaç dakika altında kalmıştım. Mart ayındaki Runtalya, maraton mesafesi ile tekrar hesaplaşmak için yurt içindeki tek fırsattı ve bunu kullanmak istiyordum. Nisan ayında ülkenin en kaliteli ultra maraton organizasyonu olan İznik 130K mutlak katılmak istediğim bir yarıştı. Her ne kadar İznik’ten sadece iki hafta sonra da olsa başlangıcından beri benim için önemli bir yer tutan Çekmeköy 60K’yı da koşmak istiyordum.